ÖMER BABA HİKAYELER
 
Kurtlar Vadisi Ömer Babadan Hikayeler




ÖMER BABA..............

-


  ÖMER BABA / EMİN OLCAY
Dingin, müşfik ve bilge bir insan olduğundan onu tanıyanlar kendisine ‘Ömer Baba’ diye hitap eder. Yaşadığı her türlü olumsuzluğu hoşgörü ve teslimiyetle kabul etmeyi ilke edinmiştir. İnsanları iyiye, güzele, doğruya davet eder. Ney üflemeyi ve ebru sanatı ile ilgilenmeyi sever. Polat, keskin kararlar alma arifesinde Ömer Baba’nın görüşlerine başvurur. Çünkü o; Polat ve adamlarının gönül zenginliğidir…
    
Uzun yıllardır Devlet Tiyarotlarında oyunculuk, yönetmenlik ve rejisörlük yapmaktadır. Tek Kişilik Düet gibi bazı tiyatro oyunlarını yönetmiştir.

Olcay, asıl çıkışını yakaladığı Kurtlar Vadisi dizisi ile ilgili düşüncelerini de şöyle dile getirmiştir. "43-44 yıldır tiyatrodayım. 8-9 yıldır da televizyon dizilerinde oynuyorum. Ama Kurtlar Vadisi başka. Esas çıkışım Ömer Baba ile oldu diyebilirim. Ömer Baba Emin Olcay’ı geçti. Dışarıda Ömer Baba diye hitap ediyorlar. Emin Olcay diyen yok. Bu bir oyuncu için riskli; ama oynadığım bu rolün güzelliği karşısında buna razıyım. Çünkü verdiğim mesajların çok doğru, yerini bulan mesajlar olduğunu biliyorum".

Filmografi
Kurtlar Vadisi Ömer Candan 2003
Deli Yürek Yakup Efe 1999
Karagümrük Yanıyor İzzet 2006
Kınalı Kuzular 2006
Kurtlar Vadisi Pusu Ömer Candan 2007

Ömer Baba vadideki ayna, insanlara dogrulari gösteren bazen bu gercekler aci bile olsa tatli dili ile onlari allah yolundana ayirmamaya calisan birisi...
umarim onun hikayelerini ve nasihatlarini son bölüme dek izleyebiliriz.... 

ÖMER BABA HİKAYELERİ..........

 ► ► ►78. Bölüm Ömer Baba- Polat- Hikmet Diyaloğu …


Tüm ülkeyi durmak nedir bilmeden kavuran harlı bir ateşin yalımları mahalle aralarına kadar sıçramakla kalmamış; temsil ettiği kirli ideolojinin tüm gereklerini de yanına alarak bir taş darbesinin mevcudiyetinde birleştirerek bu topraklarda inanç haresinin ışığıyla iyinin, güzelin, doğrunun savunuculuğunu yapan tüm gönül ehillerinin vicdanlarında ağır yaralar açılmasına vesile olacak o kanlı atışı gerçekleştirmekten geri durmamıştır. Polat olaya her zamanki koruma dürtüsüyle yaklaşıp savunmaya geçerken; baba vicdanını dinleyerek oğlunu durdurmuş onun öfkesini güzel bir hikâyenin huzurlu tınısı ile yatıştırmıştır:

POLAT: Geç gülüm içeri…
HİKMET: Nerden geldi anlamadım… Bir baktım ki dükkana ateş düştü…
POLAT: İçerde konuşun Hikmet…
HİKMET: Herkese merhamet merhamet, herkes iyi olsun adam olsun al dükkanı yakarlar işte…
ÖMER: Evladım merhamet ettin diye bunlar olmadı…
HİKMET: Eee niye oldu o zaman? Bize ne elin çocuğundan?
ÖMER: Elin çocuğu dediğin çocukla evinin duvarı sırt sırta, bahçen sınır… Aynı suyu içiyorsun, aynı lokmayı paylaşıyorsun…
POLAT: Kim var bu işin arkasında onu bir öğrenelim, gereğini yapalım… Hikmet… Babamı içeri sok…
ÖMER: İyiyim ben evladım, bir şeyim yok… Amcası ve eşinin vefatından sonra peygamber efendimize Mekke’de baskı ve zulümler artmıştı… Efendimiz akrabalarının da bulunduğu Taif’e, onları İslam’a davet etmeye ve beraber olmaya çağırmaya gitti… Taifliler hazreti peygamber’i dinlediler… Taifliler içindeki bazıları saltanatlarının ve düzenlerinin bozulacağı korkusuyla insanları örgütlediler… Dönüş yolunda çocuklara ve kölelere para vererek Peygamber Efendimizi taşlatmaya başladılar… Evlatlığı Zeyd ne kadar feryad ettiyse yapmayın etmeyin diye taş yağmuru sürdü… Efendimiz kan içinde kaldı… Cebrail aleyhisselam o anda orda belirdi… Peygamber’i üzüntü ve kanlar içinde görünce, öfkeyle: “Ya Muhammed, emret şu dağı taiflilerin başına yıkayım!” dedi… Merhamet peygamber’i, onlar bilmiyor diye buyurdu… Biz alemlere merhamet için geldik, onlar değilse, onların çocukları, onlar değilse onların torunları bizimle bizim yolumuzda yürüyecektir dedi…
HİKMET: Baba o peygamber’di…
ÖMER: Biz de onun yolundan gidenleriz işte…
POLAT: Bu işin arkasındaki kim?
ÇIRAK: Mahallenin sorumlusu var… Akif Başkan…

► ► ►70. Bölüm Ömer Baba- Ebru Diyaloğu ...


Babasının Gladioâ??nun maşası olduğunu öğrenen Ebru, bu gerçeğin yaktığı ateşi söndürmeyi henüz başaramamışken aldığı ölüm haberiyle yıkılır. Kısa bir süre önce eşinin babasına dair söylediklerinin doğruluğunu sorgulamaması, ailesinin geleceği söz konusu iken sessiz bir kabulü seçerek boyun eğmesi şimdi vicdanını huzursuz etmekte hem eşini hem babasını aynı anda kaybetmiş gibi kimsesiz hissetmesine sebep olmaktadır. İnandığı her türlü değeri bu tükenmez vicdan sorgusu uğruna inkâr etmeye hazır olduğu o kör noktada Ömer baba imdadına yetişerek görmez olan gözlerine yeniden ışık olur:

EBRU: Özür dilerim...
EBRU'NUN ANNESİ: Ocağımız söndü... Ailemiz dağıldı... Biz ne yaptık ki bu belalar geldi bizi buldu...
HİKMET: Ben Ebru'ya bakayım...
ÖMER: Sen otur evladım...
EBRU: Ben şimdi ne yapacağım baba? Babam beni o kadar sevdi ki? Biliyor musun küçükken dua ederdim, Allah'ım ben ne şanslıyım sana çok teşekkür ederim, bana harika bir baba verdiğin için diye... Küçükken hastalandığım geceler bir dakika yanımdan ayrılmaz, elimi bırakmaz sabaha kadar ateşim var mı yok mu diye başımda beklerdi... Ben de bilirdim ki babam yanımda, bana hiç bir şey olmaz...
EBRU: Ben şimdi ne yapacağım baba? Polat diyor ki baban hain? Ben kocama inanıyorum... Ama benim babam nasıl hain olur ki? O zaman kocama inanmıyorum! Ben hem babamı hem kocamı kaybettim... Şimdi ben ne yapacağım? Her şeye olan inancımı yitirdim...
ÖMER: Bir tek O'na olan inancını yitirme, elbet bu gecenin sabahı olacak kızım... Seni yaratandan başka kime sığınsan o yok... Ama seni yaratan hep var... Her anında var... O'ndan başkası da yok. Bir tek o var...
EBRU: Ben ona inancımı nasıl yitirmeyeyim ki baba? Benim babamı niye hain yaptı? Hadi babam hain oldu? Neden değişmesi için fırsat vermedi öldürdü?
ÖMER: Allah hiç kimseye fırsat vermemezlik etmez... Biz insanız... Bazen kör oluruz görmeyiz... Bazen sağır oluruz duymayız... Yanlış yaparız... Ama Allah'n affediciliği karşısında insanın yaptığı yanlışlar nedir ki? Bir zerre bile değil! İnsanın babasını annesini seçme şansı yok... Ama insanın iyiyi ve doğruyu seçme şansı ve fırsatı var... Sen iyiyi ve doğruyu seçtikçe seni büyüten bugünlere getiren ama insan olduğu için hata yapan baban ölmemiş yaşamış olacak... Hem de hatalarıyla değil, hayırlarıyla...
EBRU: Yaşasaydı kendi zaten düzelirdi... Yaptığı hatalardan dönerdi?
ÖMER: Kaderi değiştiremezsin kızım... Baban kendi seçimini yaptı... Şimdi senin seçimler yapma zamanın... Ben inanıyorum ki güzel kızım sen hiç doğruluktan ve iyilikten ayrılmayacaksın... Başına ne gelirse gelsin, neyle sınanırsan sınan... O'na olan inancını yitirme, O'na sığın O'na güven, hiçbir ölümlüye değil sadece O'na güven... O seni hiç yalnız ve çaresiz bırakmaz!

► ► ►69. Bölüm Ömer Baba- Polat Diyaloğu ...


Yok olması uğruna hayatını ortaya koyduğu görünmez elin tuttuğu görünür maşanın kayınpederi olduğunu öğrenen Polat; soylu aklını öfkenin yok edici alevine teslim etmemek için babasının sağduyusuna sığınır:

POLAT: Eve gitmeden bir konuşmak istedim baba
ÖMER: Hayır olsun evladım
ÖMER: Ercüment bey mi değil mi?
POLAT: Çıkan neticeye göre o gözüküyor
ÖMER: Gözüyor başka o mu değil mi başka
POLAT:
Bilmiyorum baba Yüzde yüz o diyemem Elimde bir resim, bir telefon konuşması var Resim fotomontaj olabilir Telefon konuşmasını niye yaptı ne dedi bilmiyorum Ayrıca hastanede hocayı ziyaret ettiği sırada hoca ölüyor Parmağı var mı yok mu bilmiyorum
NAZİFE: Hoş geldin evladım Ne güzel sürpriz
POLAT: Hoş bulduk anneciğim eve gitmeden bir uğramak istedim
NAZİFE: Karnın aç mı, bir şeyler hazırlayayım mı?
POLAT: Ebru bekliyor ama Sen hafif bir şeyler hazırla anacım
NAZİFE: Bir sıkıntı yok inşallah?
POLAT: Her zamanki işler anne
ÖMER: Konuşacak mısın adamla?
POLAT: Konuşmayı düşünüyorum Ama ne diyecek, ben hainim mi diyecek?
ÖMER: Bilemeyiz ki evladım
POLAT: Eğer o çıkarsa bunun cezası belli
ÖMER: Neymiş cezası?
POLAT: Baba bu kadar aşağılık bir ihanetin içinde olanın cezası ne olacak? Bu adamı ben affetsem, toprak kabul etmez!
ÖMER: Toprak kimleri kabul etmedi ki evladım Evladım benim bildiğim, gördüğüm işittiğim şüpheyle bir iş yapılmaz Evvela içindeki şüpheyi gider, hükmüne sonra karar ver. Çünkü şüpheyle hüküm verirsen bu yanlış bir hüküm olur Bu adam neticede senin eşinin babası
POLAT: Ben Ebruya nasıl anlatacağım?
ÖMER: Şüpheni giderirsen anlatabilirsin Kızcağız tabii ki çok üzülecek Kim ister ki anası babası olmaz işlerin içinde olsun? Ama kimse anasını babasını seçme şansına hakkına da sahip değil Ebru sana destek olacak, sen de ona Hakikati kabul etmek çok zordur Bırak böyle bir meselede normal sıradan meselelerde bile insanın hakikati kabul etmesi acıdır Ama sevgiyle aşılamayacak bir dağ yok
NAZİFE: Ebrunun annesi nasıl oldu? Baban durumu iyi dedi ama
POLAT: İyi annecim, tedavisi sürüyor
NAZİFE: Ebruyla konuştum, babasıyla da aran iyiymiş Pek sevindim
ÖMER: Hayatta en zor tercihlerden bir tanesi insanın sevdikleri arasında tercih yapmak zorunda kalması Ebru kızım da sevdikleri arasında çok kaldı Bugüne kadar hep doğru tercihleri yaptı, inşallah bundan sonra da hep doğrusunu yapar Sen yeter ki destek ol


► ► ►70. Bölüm Ömer Baba- Polat Diyaloğu 

Oğlunun Ercüment'e dair gerçekleri paylaşarak akıl danışmak için kendisini ziyaret ettiği o akşamı takiben babasını toprağa veren gelininin, yaşadığı acı yitirişe yaktığı ağıdı dinleyen Ömer babanın aklı karışmıştır. Ercümentâ??in sonunu getiren bu ölüm oyununda Polat'ın payına düşen rolün ne olduğunu tam olarak öğrenmek için oğlunu ziyaret eder. İşittikleri karşısında her zamanki sükunetini koruyan baba; gerçeğin yok edici alevi oğlunun yuvasını tarumar etmesin diye Polat'dan bir istekte bulunur:

POLAT: Kazım arabayı çıkar çıkıyoruz...
POLAT: Hayırdır baba?
ÖMER: Çıkıyor muydun evladım?
POLAT: Acil bir yere gitmem lazım baba...
ÖMER: İki dakika konuşalım öyle git...
POLAT: Evde bir sıkıntı mı var baba?
ÖMER: Yok evladım... Şu işi bana bir anlat bakayım Ercüment nasıl öldü?
POLAT: Olmayacak bir iş oldu. Biz adamı emniyete götürürken pusuya düşürdüler Ercüment'i kaçırmak için... Müdahale ettik, başarılı olduk... Ercüment oradakilerden birinin silahını aldı, Abdülhey'e ateş etti, ıskaladı... Abdülhey karşılık verdi Ercüment'i vurdu...
ÖMER: Ebru'ya böylece anlattın mı?
POLAT: Yok baba...
ÖMER: Neden?
POLAT: Biraz acısı dinsin anlatacağım baba...
ÖMER: Evladım kızın babası ölmüş, acısı kolaylıkla diner mi?
POLAT: En azından hadisenin sıcaklığı geçsin diye düşündüm...
ÖMER: Aman evladım aranıza yalan sokma...
POLAT: Abdülhey de böyle söylüyor ama ebruyla nasıl konuşacağımı bilemedim baba...
ÖMER: Hakikat acıdır evladım. Hiç kimse hakikati işitmek istemez... Ama hakikat acıları daha çabuk dindirir... Abdülheyâ??in bu işte bir günahı var mı?
POLAT: Yok bana ne günahı olacak, adam gözümüzün önünde ateş etti Allah korudu Abdülhey'i
ÖMER: Sen Ebru'ya hakikati anlat ki başkasından duymasın... Başkasından duyarsa artık sana inanmaz... Hem karına hem kendine hem Abdülhey'e yazık etmiş olursun...
POLAT: Tamam anlatacağım...
ÖMER: Ne zaman anlatacaksın?
POLAT: Bu akşam anlatacağım... 


► ► ►68. Bölüm Ömer Baba- Polat- Erhan Diyaloğu 

İskenderin kontrolsüz gücünün getirdiği zorbalığı Polat ismi ile kafiyelenen her canlı üzerinde denediği o zor günlere kolunu diyet veren Erhanı yarım insan olmaktan şeklen de olsa kurtaracak protez nihayetinde takılmıştır ama bu yaralı insanın mutsuzluğu maalesef baki kalmıştır. Gözden çıkarılılıp bir kenara itildiğini düşünen Erhan; ağabeyi bildiği Polata inceden sitem ederken ortama varlığıyla bir yudum su serinliği bahşeden Ömer baba olaya tam zamanında müdahil olmuş; o bütüncül bakış açısıyla Erhan üzerinden ülke gündemine uzanan geniş bir perspektifte duruma açıklık getirmiştir:

ÖMER: Erhan oğlum daha bir yakışıklı görünmeye başladı, ne dersin Polat?

POLAT: Öyle baba, korkarım evlenmeden hastaneden taburcu olmayacak

ERHAN: Aman abi, bu sahte kolla beni kim alır?

POLAT: Seni almayanın şu kadar aklı yok, bizim de akılsızla işimiz yok Erhanım

ERHAN: Aslında bu kola gerek yoktu

ÖMER: Niye gerek olmasın evladım?

ERHAN: E Ömer baba gideceğim hapis yatacağım Kol da lazım değil Erhan da lazım değil

ÖMER: Kimin ne zaman lazım olacağını yaradan bilir evladım Hayat devam ettiğine göre, sen de hayat sürdüğüne göre
lazımsın demektir

ERHAN: İyi de neye lazımım Ömer baba? Kuru kalabalık yapmaya mı?

ÖMER: O zaman ben de lazım değilim, gideyim mi?

ERHAN: Yok estağfurullah, sen hepimize lazımsın Allah seni başımızdan eksik etmesin

ÖMER: Allah sizleri de eksik etmesin, sizlerin sayısını artırsın Ben sizlerin dostluğuyla arkadaşlığıyla övünüyorum, sizin birlikteliğinizi gördükçe mutlu oluyorum Çünkü hepiniz bu millete lazımsınız Bu millet de dünyaya lazım

POLAT: O biraz da eskiden değil miydi baba?

ÖMER: Yok değil evladım Ceddimiz dünyayı yönetmeye başladığında, dünyanın hali bugünkünden kat be kat içler acısıydı

İnsanlar zalim hükümdarların elinde acı içinde inliyordu, fakirlik hastalık kol geziyordu Öyle bir zaman gelmişti ki, insanlık

Müslümanlık kayboldu kaybolacaktı Türkler bu şartlar içersinde çok küçük şartları büyük hale getirip dünyayı yönetecek

devlet kurdular Dünyaya adalet ve barışı getirdiler Dört asır beş asır kurtla kuzu kardeş gibi yaşadı! Bizim ceddimizin derdi

sadece dünyayı yönetmek değildi Yahut dünyayı yönetip insanları sömürmek hiç değildi... Ecdadımızın bir derdi ve iddası

vardı O iddia hükmettiği yerde adaletin ve vicdanın, barışın hüküm sürmesidir! Bu iddiasında hep samimi oldu Gün geldi

malını kaybetti, gün geldi canını kaybetti ama iddiasını hiç kaybetmedi, hiç vazgeçmedi!

POLAT: E bugünkü halimiz?

ÖMER: Nasıl bazen insanlar gaflet anında olursa, bazen milletler de uyurlar çünkü onları uyutan düşmanları çoktur Düşmanları onlara bazen korku verir, bazen ümitsizlik verir Bazen sizin döneminiz eskidendi deyip buna inandırmaya çalışır

POLAT: Baba dışarıdakiyle mücadele etmek kolay da içerdeki ihanetin verdiği zararla mücadele etmek çok zor

ÖMER: Eğer bir iddian varsa o da zor değil evladım Bak şimdi biz Erhan desek ki Erhancığım sen kolsuzsun, artık bundan

sonra kime faydan olur, en iyisi mi sen bir kenara çekil, imkann varsa keyfet yoksa kendini kahret Erhan ne hale gelir? Gül

gibi solar gider çocuk Ama biz Erhana desek ki sen kollu da kolsuz da bize lazımsın, tek kolunla da yapacak birçok iş

bulabilirsin, tek kolunla ter akıtamıyorsan, ter akıtanın terini silersin, yere düşmüşü yerden kaldırabilirsin Bak bakalım Erhan

kenara geçip de kendi kendini kahrediyor mu? Milletimizi de sabırla iddiamıza ortak etmemiz, buna ikna etmemiz lazım

Dünyanın bu millete ihtiyacı var Adalet için, barış için vicdan için var! Ben sizi sadece oğlum olduğunuz için sevmiyorum

biliyor musunuz bunu?

POLAT: Niye seviyorsun baba?

ÖMER: İddianız olduğu için seviyorum. Kötülüğe engel olmak için, kötülere engel olmak için canınızla malınızla mücadele ettiğiniz için sizi seviyorum

ERHAN: Tek kol bir de buna yarar Ömer baba(Ömer babanın elini öper başına koyar!)

► ► ►57. Bölüm- Alınan Bir Nefes Varsa, O Nefeste Umut Vardır 

 

Gönül'ün ölümünden sonra dış dünyayla bağlantısını tamamen kopartan Hikmet; Ömer Babanın vicdan sofrasının misafiridir. İçten içe her şeye ve herkese karşı duyduğu o derin öfke; o can acıtma arzusu bu kez ailenin yeni gelini Ebru'nun hassas ruh dünyasına onulmaz bir gölge düşürecek; yaşadığı talihsizlikten sonra dışlandığını düşünen Erhan ise bu tavır karşısında iyiden iyiye tedirgin olacaktır. Ailenin sağduyu timsali Ömer Baba ise bu isyan karşısında yine derin düşüncelere dalacak ve Hikmet için; ilahi bir mana incisi çıkartacaktır:


ÖMER: Çağırmasak da geleceğin yok hikmet evladım.
HİKMET: Meşgulüm ömer baba.
ÖMER: Ne ile meşgulsün evladım?
HİKMET: Kendimle meşgulüm
ÖMER: Büyük meşguliyet de evladım, bu davaları okuyorsundur gazetelerde, ne diyorsun o işlere?
HİKMET: Hiiiiç kusura bakma Ömer baba, ben zamanında diyeceğimi dedim? O toplara girmem!
NAZİFE: Yani çocuk kendimle meşgulüm diyor, sen dava diyorsun bey!
ÖMER: Hikmetin davası bütün davalardan zor ben de o toplara girmem hanım!
NAZİFE: Aman girme Kızım bir daha ara
EBRU: Aramaya gerek yok anne gelmeyecek Polat
NAZİFE: Akşam yemeği yemeyecek mi bu çocuk?
ERHAN: Hiç bana bakma Nazife anne ben de malülen emekli oldum ıskartaya çıktım, bana da kimse bir şey söylemiyor!
ÖMER: Bu hayatta ıskartaya çıkmak diye bir şey yoktur evladım Herkes son nefesini verene kadar bir şeye hizmet edecek
HİKMET: Mecbur muyuz Ömer baba? Sen insanları seviyorsun hizmet et, hayra geç!
ÖMER: Ben hayra hizmet edecek demedim evladım, ya hayra ya şerre ama muhakkak bir şeye hizmet edecek!
HİKMET: Benim karımın gözleri görmüyordu, ben de ona hizmet ediyordum Bundan da hiç şikayetçi değildim Karımı geri versinler yine hizmet edeyim Ömer baba! Yok vermiyorlarsa son nefesimi alsınlar ettiğim hizmetle gideyim!
ÖMER: Ya o da olmuyorsa evladım?
HİKMET: O zaman ben de kendimi uyuşturur bi köşede otururum!
NAZİFE: Gelinimin yanında konuştuklarınıza bakın Kızcağız diyecek ki bu evde bir tane normal insan yok mu?
EBRU: Olur mu öyle şey anne?
HİKMET: Olur bacım olur, yarın öbür gün kocanın başına bişey gelirse unutma hizmete devam
ÖMER: Evladım Her canı yanan birinin canını yakmak zorunda değildir Her isyan eden başkasını isyana götürmek zorunda değildir. Her insan zaman zaman sıkıntıya düşer kendisini umutsuz, çaresiz, terk edilmiş, işe yaramaz görür, böyle hissedebilir. Ama hakikat farklıdır. Alınan bir nefes varsa, o nefeste umut vardır, çare vardır



                                          
          DEVAM EDECEK

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=